Smiley face
Smiley face
Smiley face

‘AKP ne yaparsa yapsın artık Kürtleri kazanımlarından vazgeçirme şansı yoktur’

06-01-2017 12:22:30
HDP Antep milletvekili Mahmut Toğrul, AKP’nin Kürt halkının tüm kazanımlarına yönelik bir saldırı ve yok etme kararı doğrultusunda politika yürüttüğüne dikkat çekerek “ ‘Türk tipi Sri Lanka modelini’ uygulamaya çalışıyorlar. Ama şunu bilmeleri gerekir; ne Kürdistan Sri Lanka’dır ne de Kürtler ve Kürt siyasal hareketi Tamil gerillalarıdır. Kürt siyasal hareketini bitirme şansları yok. Tüm bu baskılara rağmen Kürtler kazanımlarından vazgeçmeyecekler.” ifadelerini kullandı.


 

 

 

ALİ KOÇER/ANTEP 

 

 

 

HDP Antep milletvekili Mahmut Toğrul partilerine ve Kürt halkına yönelik saldırıların 30 Ekim 2014 MGK toplantısında alınan kararın uygulamaları olduğunu belirterek, “Bu Kürtlere karşı alınmış ortak bir yok etme karardır. ‘Türk tipi Sri Lanka modelini’ uygulamaya çalışıyorlar. Ama şunu bilmeleri gerekir; ne Kürdistan Sri Lanka’dır ne de Kürtler ve Kürt siyasal hareketi Tamil gerillalarıdır.” dedi. 


2016 yılını geride bırakarak yeni bir yıla umut, özgürlük, demokrasi ve barış dilekleriyle giren Kürdistan ve Türkiye halkları bu yeni yılda egemenler tarafından yine katliam, baskı ve sindirme politikalarına maruz bırakılıyor. 2017’nin ilk saatlerinde DAİŞ’in üstlendiği İstanbul Ortaköy’deki katliam, aynı zamanda yeni yıldan olumlu yönde beklentilerin hepsini katletti denilebilir. Öte yandan Kürt halkına ve siyasi hareketine dönük saldırılar da yeni yılda hız kezmeden devam ediyor. Özellikle Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) hedef alan saldırılar ve algı yönetimleri önümüzdeki sürecin belirleyici uygulamaları olarak ele alınabilir. 


‘Ortak bir savaş kararı alındı’


Konuya ilişkin konuştuğumuz HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, 30 Ekim 2014’te Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) alınan ‘çöktürme planı’ kararını hatırlatarak “Bu Kürtlere karşı alınmış ortak bir karardı. Meseleyi Tayyip Erdoğan ekseninden çıkarıp Türkiye’nin beka meselesi olarak önlerine koydular ve Ergenekoncusu, cemaatçisi ve devletin diğer yönetici kesimleri bu konuda uzlaşarak savaş kararını aldılar. Bunun için de tüm yolları mubah gördüler. Önce Kürtlerin seslerinin ve söylediklerinin karşılık bulmasını engellemek gerekiyordu. Dolayısıyla ilk yaptıkları basına yönelmek oldu. Televizyonlar, gazeteler, haber ajansları ve benzeri tüm basın-yayın organlarını Kürtlere ve diğer toplumsal kesimlere yapılan saldırılar duyulmasın, bilinmesin, yayılmasın diye kapattılar. Arkasından Kürtlerin yıllardır büyük bedellerle kazandıkları kurumlarına yönelik saldırılar başladı; belediyelere ve siyasetçilere yönelindi.” dedi.


‘Kürt siyasal hareketini bitirme şansları yok’


Saldırıların bir bütün olarak Kürt halkına ve onun tüm legal kurum-kuruluşlarına karşı geliştirildiğini vurgulayan Toğrul, meselenin kesinlikle gençlerin kazdıkları hendeklerle ilgisi olmadığına dikkat çekti. Bu topyekun saldırıların daha çok Kürtlerin tümünü hedeflediğini söyleyen Toğrul, sözlerine şöyle devam etti: “Biliniyor ki eş genel başkanlarımız dahil 12 milletvekillimiz tutuklu. Tüm siyasi kadrolarımıza yönelik bir saldırı başlatılmış durumda. Bu süreci kendilerince son hamle olarak görüyorlar. Kürt siyasal hareketini bitirmeye yönelik ‘Türk tipi Sri Lanka modeli’ dedikleri yöntemi geliştiriyorlar. Bu modelin tutmayacağı aşikar. Yine Rojava’da Kürtlerin  kazanımlarına saldırmak için türlü türlü cihadist gruplarla anlaştılar. Kürtlere saldırı konseptinin gerekçesini de ‘hendek, barikat‘ gibi sözcüklerin arkasına sığınarak oluşturdular. Örneğin seçim bölgem olan Antep’te hendekler mi kazıldı ki, 2015 7 Haziran-1 Kasım tarihleri arasında 600’e yakın parti ve mahalle çalışanımız, gencimiz gözaltına alındı. Kimileri tutuklandı.” 


Tüm bu saldırıların Kürt siyasal hareketini bitirmeyi amaçlayarak yürürlüğe konulduğunu ifade eden Toğrul, devamla şunları kaydetti: “Amaçlarına ulaşamayacaklarını bilmeleri gerekir. Çünkü ne Kürdistan Sri Lanka’dır, ne de Kürtler ve Kürt siyasal hareketi Tamil gerillalarıdır. Hem anlayışı hem coğrafyası hem de siyaseti farklı olan bir alandır. Kürtler Ortadoğu’da hesaba katılması gereken bir durumdadır. Dolayısıyla Kürt siyasal hareketini bitirme şansları yok. Tüm bu baskılara rağmen Kürtler kazanımlarından vazgeçmeyecekler. Kürtlerin, bu saatten sonra ne elde ettikleri kültürel ve siyasi haklarından vazgeçmeleri, ne de artık nerede olursa olsun bir statüye sahip olmadan yaşamalarının yol ve yöntemi kalmamıştır. Halbuki Türk devleti kendi sınırları içerisindeki Kürt meselesini barışçıl, konuşulabilir bir dille çözebilir ve diğer Rojava, Irak, İran parçalarındaki Kürtlerle de güçlü dostluk, komşuluk ilişkileri kurarak Sykes-Picot’un yüzüncü yılında Ortadoğu’nun en belirleyici ülkesi olabilirdi. Fakat Türkiye bunu kendisi için bir beka meselesi gibi algılatıp son bir hamle ile üzerimize geliyor ve tüm kurumlarımıza yönelmiş durumda. Bizim buna karşı yapacağımız şey teslim olmak olamaz. Bu raddeden sonra bu kadar emeğe, cana, kana, bedele rağmen bizim kalkıp da ‘vazgeçiyoruz’ deme şansımız yok. Bu süreçte yapabileceğimiz tek şey; bu faşizan saldırılara halkımızla beraber parti olarak direnmektir.”


‘Kürtleri kriminalize etmeye çalışıyorlar’


Siyasi soykırım saldırıları ile partilerini fiilen işlemez bir hale getirmeyi hedeflediklerinin altını çizen Toğrul, “Partinin çalışanlarını, emekçilerini, yönetici kesiminin dışında partimize sempati duyan tüm herkesi baskı altına almış durumdalar. Yani HDP ile doğrudan organik bir bağınızın olmasına gerek yok. HDP’ye veya DBP’ye sempati duymanız bile sizin gözaltına alınmanız ya da tutuklanmanız için yeterlidir. Örneğin Antep’in Araban ilçesinde PKK propagandası olarak gördükleri düğünlerde çalınan Kürtçe ezgileri çalıp-söyledikleri için bir müzik grubunu tüm üyeleri ile birlikte gözaltına aldılar. Kürtleri kriminalize, onların sembollerini ise terörize etmeye çalışıyorlar. Topyekun bir saldırı politikası var. Kürtleri siyaset yapamaz hale getirmeye çalışıyorlar. Ve hem partimize, hem de halkımıza dönük saldırıların meşrulaştırıldığı bir hava oluşturulmak isteniyor.” dedi. 


‘Bizden alınan dokunulmazlıklar askere verildi’


Yaşanan çatışmalı sürece ilişkin hükümet ile temasa geçtikleri döneme de değinen Toğrul, şunları dile getirdi: “Cizre’de o bodrumlarda gençlerin yakılması sürecinde yetkililerle içişleri bakanlığı ve başbakan yardımcılığı düzeyinde temasa geçildi. Yaralıların hastanelere kaldırılması diğerlerinin ise kurtarılması için neredeyse her gün hükümet yetkilileriyle görüşmeler yaptık. Ama 30 Ekim MGK toplantısında muhtemelen askerle yaptıkları anlaşma, askerin Kürt kentlerine girdikten sonra istediği zaman çıkması yönündeydi. Çünkü görüştüğümüz bakanlar, başbakan yardımcıları her gün oralara ambulanslar gönderip bodrumlardaki insanları çıkaracaklarını söylüyorlardı. Ama ambulanslar her gittiğinde orada bir mizansen yaratıldı, çatışma süsü verildi ve o gençler orada göz göre göre katledildiler. Bunun nedeni hükümetin askere verdiği taviz ve inisiyatifti. Mesela bizim dokunulmazlıklarımızın kaldırıldığı süreçte askere yaptıklarından, ettiklerinden dolayı dokunulmazlık  zırhı verildi. Bizden alındı, onlara verildi! Bunların hepsini birarada düşündüğümüzde bu yaşananların bir konseptin dalgaları olduğu anlaşılıyor.” 


‘Toplum cendereye alındı’


AKP’nin içinde de bu süreci tartışan ve toplumun artık rahatsızlık duyduğunu itiraf eden bir kesimin olduğuna dikkat çeken Toğrul, yönetici katmanının ‘hendek, barikat’ anti-propagandası ile Kürtleri yok etmeye odaklanan gerçek politikalarını kamufle ederek kendi içlerindeki çatlak sesleri susturduğunu söyledi. Toplumun ezici çoğunluğu tarafından mevcut sürecin daha da kötüye gidebileceği ve Türkiye’nin bir iç çatışmaya doğru seyir izlediği algısının oluştuğunu belirten Toğrul, şunları kaydetti: “Ekonomik çıkmaz ve insanların can güvenliği sorunu herkesin hayatından endişe etmesine neden oluyor. Özellikle 15 Temmuz’un yarattığı ‘meşruiyet’ kullanılarak toplum adeta cendereye alındı. Dolayısıyla bu gidişattan memnun olmayan toplumsal kesim var ve giderek de artıyor. Ama AKP de anlaşılıyor ki devletin tüm güçleriyle uzlaşıp Kürtleri topluca yok etmeyi, ezmeyi önüne hedef olarak koymuş. Ayrıca 1 Kasım seçimine doğru gidilirken AKP’nin bu yok etme politikasına ve özel savaş konseptine uygun da bir milletvekili profili oluşturulmuş. AKP’de vekil olmayı ya da bakan olmayı kendisi için bir ayrıcalık olarak görenlerden oluşan, çapının ve bilgi-birikiminin hak etmediği yerde olan bir milletvekili profili var. Dolayısıyla AKP’nin bu kirli politikalarına itiraz eden partililerinin veya milletvekili kesiminin sınırlı olduğunu düşünüyorum. AKP’de karar veren zümrenin beş-on kişiyi geçmediğini ve bunların da saraydan yönetildiğini görüyoruz.”


‘CHP  devletçi reflekslerle hareket ediyor’


CHP’nin HDP’ye ilişkin politikasını özel savaş konseptinin bir parçası olarak gördüğünü söyleyen Toğrul, bu konuda ise şunları belirtti: “30 Ekim MGK toplantısında alınan ‘Kürtleri yok etme’ planının temel bileşenlerinden biri de ulusalcı kesimlerdi. Ergenekon, balyoz davalarında deşifre olan tüm kurum ve kişiler bu sürecin içinde yer almış durumdalar. Türk devletinin tüm egemen kesimleri mevcut dönemde Kürtleri bitirmenin teorisi etrafında ittifak kurmuş durumdalar. Bunlar CHP’nin içerisinde de var. CHP’yi tek tip görmemek lazım. Bu konseptin içinde aktif görev alanları da var. Ama biz daha çok CHP’nin tabanının; Bunun içindeki Alevilerin, sosyal demokratların, liberallerin ve solcuların gerçekleri görmesini sağlamak durumundayız. Yoksa CHP’nin bize karşı saldırılarda önemli bir bileşen olduğunu görmek mümkün. Dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinde biz bunun HDP’ye ve Kürtlere yönelik olduğunu ifade ettiğimizde CHP yine devletçi reflekslerle hareket edip bizim yanımızda olmadığını göstermek adına dokunulmazlık tekliflerine lehte oy kullandı. Yine Türkiye’nin  Suriye işgaline karşı tezkere oylamasında CHP ‘evet’ oyu kullandı. Biz CHP’nin bu konseptteki rolünün ne olduğunu aslında biliyoruz. Ama bizim burada amaçladığımız mevcut sistemden zarar gören tüm toplumsal kesimleri bir demokrasi bloğunda birleştirmektir.”


‘Kürtler birbirlerini asla dışlamamalı’


Kürtlerin birlik olması gerektiği konusuna da değinen Toğrul, sadece kuzeyde değil, dört parça Kürdistan’da halkımızın ve onların farklı siyasi kurumlarının birbirleriyle iyi ilişkiler geliştirerek mümkünse uzun bir zamandır üzerinde durulan ulusal kongrenin toplanması için daha fazla mesai yapmaları gerektiğine dikkat çekerek sözlerini şöyle sonlandırdı: “Ulusal kongrenin toplanması Kürtlerin çalışmalarının ortaklaşması için son derece gerekli ve elzemdir. Bugün yapılan en büyük hatalardan biri de Kürtlerin sanki birbirleriyle uğraşıyormuş gibi gösterilmesidir. Zaten bizim HDP olarak Türkiye’de yaptığımız tüm farklı siyasi saiklerle biraraya gelip zeminimizi genişletmektir. Biz bugün mümkün mertebe en geniş zemini yakalayarak AKP’nin bu topyekun saldırılarına karşı gelmek zorundayız. Özellikle Kürtler birbirlerini asla dışlamamalı ve tüm parçalardaki halkımız kalıcı bir yürek ve akıl birliği kurmalı. Ama bu Türkiye’deki demokrat ve aydın çevrelerle buluşmamıza da hizmet edecek düzeyde olmalı. Şimdi biz Türkiye’deki sol-sosyalist çevrelerle biraraya gelebildik ama Kürdistan’daki Kürt siyasi yapılarıyla böyle bir şansa ulaşamadık. Tüm görüşmelerimize rağmen ne yazık ki bunu sağlayamadık. Bana göre bu büyük bir eksikliktir. Her iki tarafla da biraraya gelebilmeliyiz. Çünkü bugün AKP’nin topyekun saldırısı Kürdün kazanımlarına, Türkiye’deki demokrasi güçlerinin kazanımlarına bir saldırıdır. Bakın bugün Apê Mûsaların, Feqî Hûseyîn Sagnicların emekleriyle kurulan İstanbul Kürt Enstitüsü kapanıyor. Bu enstitü tüm Kürtlerin ve Türkiye’nin kazanımıdır. Buna böyle bakmak lazım.”

 

İlgili Haberler
« »


-
RojNews
İletişim


Korek   : +964 7508749379

Asia      : +964 7718835920

Normal : +964 533361295

Email    : [email protected]
© Copyright 2015 RojNews. Hemû mafên portala ROJNEWS Ajansa Nûçeyan a Roj hatine parastin